Hazf Olayı Nedir? Sadece Bir İntikam Aracı mı?
Hayatımda birçok şey gördüm, ama “Hazf olayı” dediğimizde gerçekten büyük bir soru işareti beliriyor kafamda. İzmir’de, sosyal medya ortamlarında bu konunun ne kadar gündemde olduğunu gözlemliyorum. Herkesin dilinde ama kimse tam olarak ne demek istediğini anlatmıyor. “Hazf olayı nedir?” diye bir soru sorduğumda, bazıları hemen saldırıya geçiyor: “Vay sen bunu bilmiyor musun?!” diyor. Evet, aslında bunu bilmeyen birinin var olması da garip olabilir, ama gelin hep birlikte neyin ne olduğunu biraz daha net bir şekilde konuşalım. Benim gözümde, Hazf olayı, aslında biraz da sosyal medya dünyasında popüler olmayı, tartışma yaratmayı sevenlerin kullandığı bir araç.
Hazf Olayı Nedir?
Hazf, aslında çok basit bir tanımla, sosyal medyada, bir kişinin, başka birinin paylaştığı içeriği ya da mesajı, bu kişinin kimliğini hedef alarak silmesi veya silinmesini istemesi meselesidir. Herkesin birbirini “çözmeye” çalıştığı, bir yanlış anlaşılma karşısında hemen linç etme eğiliminde olduğu, fevri bir dünyada, Hazf olayı sıkça karşılaşılan bir durum haline geldi. Yani bir nevi internetin “sil” düğmesi gibi düşünebiliriz. Ama burada durumun sadece silmekle bitmediğini, o kişinin paylaştığı şeyin, toplumsal algıyı ne kadar değiştirebileceğini unutmamak gerekiyor.
Çoğu zaman, Hazf olayı, “affetmek” ya da “unutmak” anlamında kullanılmıyor. Tam aksine, bu olay bazen bir intikam aracına dönüşebiliyor. Birisi yanlış bir şey yazdıysa, ya da kendini savunmaya çalışıyorsa, Hazf olayı, ona bir ders vermek için kullanılıyor. Ama bu, her zaman doğruluğun ve adaletin ön planda olduğu bir çözüm değil, daha çok anlık hırsların ve düşmanlıkların sonucu gibi görünüyor.
—
Hazf Olayının Güçlü Yönleri: Demokrasi mi? Yoksa Güçlü Olanın Hakimiyeti mi?
Sosyal medyada güçlü sesler duymak hepimizi etkiler. Hazf olayını savunanlar, bazen bu durumu “demokratik” bir hak olarak savunuyorlar. “Evet, biz de sesimizi duyurmalıyız” diyorlar, “Yanlış bir şey söylenmişse, biz de karşı çıkarız ve hemen düzenlemeler yapılır.” Burada bence doğru olan tek şey, gerçekten ifade özgürlüğünü savunmak. Evet, insanların fikirlerini rahatça beyan etmesi, çok kıymetli. Ama işin içinde bir de bu gücün kötüye kullanılabileceği gerçeği var. Bazı insanlar, Hazf olayını sadece bir “savaş alanı” gibi kullanıyorlar. Hangi fikir daha baskınsa, o fikir daha fazla kişiye ulaşıyor ve karşı fikirleri ortadan kaldırmak, çok kolay bir hale geliyor.
Bunun güzel yanı, toplumun daha “düşünür” hale gelmesi olabilir. Mesela, sosyal medyada çok fazla yanlış bilgi döndüğünde, bir kullanıcı, “Bu yanlış, bunu silmelisiniz” diyebiliyor. En azından daha doğruyu yayma anlamında güzel bir yeri olabilir.
—
Hazf Olayının Zayıf Yönleri: Tartışma mı, Sansür mü?
Hazf olayı beni bir noktada gerçekten rahatsız ediyor. Çünkü çoğu zaman, bir olayın gerçekliği ve anlamı, sadece “kim daha güçlü” sorusuna indirgeniyor. Mesela birisi fikrini paylaştığında, karşı fikirde olan bir grup hemen oraya saldırmaya başlıyor. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki, sadece karşı fikir değil, o kişinin geçmişte yazdığı her şey de hedef alınıyor. Bu bence çok tehlikeli. Sadece bir kelime, bir yanlış anlaşılma, ya da kişisel bir farklılık yüzünden bir insanı, tüm sosyal çevresinden silmek, bizlere çok daha fazla zarara yol açabilir.
Bir başka sıkıntı ise, Hazf olayının, insanları birbirinden daha fazla uzaklaştırması. Yani “sosyal medya” dediğimizde aslında sosyal olmak, insanlarla fikir alışverişi yapmak da gerekiyor. Hazf olayına başvuran bir kişi, aslında bu tartışmayı sona erdirmiş olmuyor. Sadece, diğer kişiyi sessizleştiriyor. Bu ise, düşündürmekten çok, susturmak gibi bir şey oluyor. Hepimiz “huzurlu bir dünya” hayali kuruyoruz ama bu “huzur” için bazen düşüncelerimizi kaybetmek zorunda kalıyoruz.
—
Ya şöyle olursa?
Hazf olayını, ifade özgürlüğünü savunarak kullanmanın ne kadar adil olduğunu sorgulamalı mıyız? Birinin susmasını sağlamak, ne kadar etik olabilir?
—
Hazf Olayı ve Toplum: Hangi Mesajı Veriyor?
Bir süredir sosyal medyada gördüğüm kadarıyla, Hazf olayının yaygınlaşması, insanların daha temkinli ve korkak bir şekilde paylaşım yapmalarına neden oluyor. Yani, bir anlamda “sosyal medya kısıtlamaları” diyebiliriz. Herkes, sürekli her şeyin yanlış anlaşılacağından korkuyor, çünkü birilerini yanlışlıkla kırmak, oradaki topluluğun silme tuşunu basmasını kolaylaştırıyor.
Sosyal medyanın amacı zaten düşünce ve fikir özgürlüğü olmalı. Ama Hazf olayının popülerleşmesi, bu özgürlüğün ne kadar kırılgan olduğuna dair uyarıcı bir sinyal gibi. Kendi fikirlerimizi savunmaya çalışırken, aynı zamanda birbirimizin sesini susturuyoruz. Peki, bu gerçekten istediğimiz bir şey mi? Birinin fikrini “doğru” ya da “yanlış” diye ayırarak, o kişiyi silmek, toplum olarak gelişmemizi engellemez mi?
—
Sonuç: Hazf Olayı Sonuçta Ne Kadar Doğru?
Sonuç olarak, Hazf olayı, sosyal medyanın adeta bir silah gibi kullanıldığı, ama çoğu zaman çok tehlikeli olan bir uygulama. İnsanları “huzura” kavuşturduğumuzu düşündüğümüz bir ortamda, aslında düşünce özgürlüğünü yok etmiş oluyorsunuz. Bunu yaparak kimseye gerçek bir adalet getiremeyiz. Ama bir yandan da, insanlar yanlış bir şey söylediklerinde, seslerini duyurabilmek, onları bir nevi susturmak ya da doğruyu göstermek de önemli.
Gelecekte Hazf olayının nasıl gelişeceğini bilmiyorum ama şu an için kesin olan bir şey var: Her şeyin kontrolü, sadece güçlü olanların elinde. Ve bu, hiç de sağlıklı bir ortam yaratmıyor. Sosyal medya “cesur” olmayı savunsa da, aslında çok daha büyük bir sansür yaratıyor. Düşünceyi susturmak, gerçekten bir çözüm mü?